26 Ocak 2011 Çarşamba

İkinci stop motion denemem, Ants.


26 Mayıs 2010 Çarşamba

Mahşerin Dör Tatlısı

Bildiğiniz gibi hepimiz öleceğiz. Öldükten sonra tekrar toplanacağımız yer ise "Mahşer" adı verilen mekandır. Bu mekanda da her mekanda olduğu gibi seyyar satıcılar vardır. Bunlar, orada bekleşen insanların açlıklarını gidermek için oradadırlar.

Ama mahşerde her yiyecek satılmaz. Oranın kendine has kuralları vardır. Sadece DÖR adı verilen bir tatlı satılır. Mahşerin dör tatlısı çamurdan yaratılmıştır. Ama onu yapan usta önünde secde etmediği için fırından kovulmuştur.

Dünyamızda bu tatlı Cart d'Ör olarak lanse edilmeye çalışılıyorsa da, DÖR tatlısı iyi insanlar için şimdiye kadar aldıkları en büyük haz, kötüleri için en büyük acı olacaktır. Veya olmayacaktır.

4 Mayıs 2010 Salı

How Can We Stop Sinking of Our Relation Ship?


Başlamadan önce,
Relationship between men & chicks’i okumadıysanız söz konusu Final Cut sizin için pek bir şey anlam ifade etmeyecektir. Haberiniz olsun diye söylüyorum.

"Evlenmeden önce olmaz." diyenlerle evlendikten sonra "olmaz" diyenler arasındaki ilişkinin, doğru tanımlanmadığı takdirde bizlere cehennem hayatı yaşatacağı konusunda hemfikiriz sanırım.

Not: Bir de köpek aldıktan sonra ona "olmaz" diyenler vardır. Selam ederiz.

İlişkiyi doğru tanımlamanın aslında "ben" dediğimiz şeyi (ve diğer her şeyi?) doğru tanımaktan geçtiğini, geçen tünememizde açıklamış, NipTuck ve Şopenhauer`den esinlenmekle suçlanmıştık.

Şimdi bunun işleri nasıl düzelteceği konusunda ayrıntıya giriyorum. Sıkı tutunun!

Birisi "Ölmeye doğmaktır yaşamak!" demiş. Tam olarak kime demiş bilinmiyor. Sanırım ortaya söylemiş.

"Hayat bir can çekişme sürecidir, Doğduğumuz andan itibaren can çekişir ve sonunda ölürüz." demiş az öncekinden esinlenen ve daha karamsar olan bir diğeri...

Ben de "Hayat haytadır biraz." demiştim. Diğerlerine nazaran çocuksu, kabul ediyorum.

Varolduğunu bilmek aynı zamanda öleceğini bilmeyi de yanında getiriyor. Öleceğimiz gerçeği, yaptığımız her şeyin altındaki gizli motivasyondur. Bir tür ölümsüzlük arayışıyla; çocuk, sanat, bilim yaparız. "Hayatın anlamını" ararken aslında "ölmekten korkuyorum!" diye haykırırız.
Zaten "anlam" denen şey insanın yarattığı en güçlü kurgudur. Neyse konumuz bu değil.

O son anda, elimizi tutacak ve cesaret verecek birini isteyişimizden bahsedelim. Bunu, inkâr etse bile herkes ister.

Bazen "yalnız gitmemek" şeklinde kendini gösterir bu isteğimiz.

Birkaç kişiyi öldürüp intihar edenler, kendini feda edip düşmana son bir saldırı yapanlar, birbirinden ayrılmamak için birlikte uçurumdan atlayanlar, yatağında canını teslim ederken sevdiklerini etrafına toplayanlar...

Yani sırasıyla; Manyaklar, Kahramanlar, Aşıklar ve Sıradan/normal/iyi insanların, ölüm karşısındaki "yalnız olmama-gitmeme" arzuları ortaktır.

Eğer tüm yaşam bir "ölme" süreci ve ölüm tüm davranışlarımızın motivasyonu ise yalnız yaşamamak (/ölmemek) için AŞK`a böylesine sarılmamız, onu kutsallaştırmamız gayet normal.

Gelelim çocuk yapımına...

Çocuk yapmak sadece gelecek nesli yaratmak için Doğa Ana`nın (çaktırmadan veya dosdoğruca) bize yaptırdığı bir eylem midir sadece?

Elbette hayvani yönümüz için bu böyledir. Ancak bilinç düzeyinde bu eylemin amacı bir şekilde ölümden kurtulma düşüncesini içerir.

Toparlarsak; İçimizdeki hayvan; Doğa Ana`nın zorlamasıyla gelecek nesli garantiye almaya çalışırken, Bilinçli düşünce tarafında, ölüm gerçeğinden kurtulmaya çalışan bizler (yani "ben" ler) aşık olma-çocuk yapma uğraşısı içinde buluruz kendimizi.

Bu durum herkes için aynıdır.(Deli ve Dahiler hariç) İlişkilerdeki sorunlar bu iki yönlü baskıdan doğar. Kıstırılmış, kapana kısılmış bir benliğin kontrolünü ise içerdeki HAYVAN alır. Çünkü onun hala bizimle olmasının nedeni böyle durumlarda olaya el koyarak doğru davranmamızı ve üstümüze doğru hızla gelen kamyondan kaçmamızı sağlamak gibi konularda işe yaramasıdır.

Bu tür durumlarda (kapana kısılma hissi veren durumlarda) kaçma ve savaşma seçenekleri vardır. Bu durumda seçim yapmak ise hayvani yanımızın uzmanlığıdır. Her ne kadar üstümüze gelen kamyonken, verdiği kararlar genelde doğru ise de, konu kadın-erkek ilişkilerine geldiğinde kristal dükkanındaki fil gibidir.

Sonuçta ya ilişkiden kaçılır ya da karşı cins "düşman" olarak görülerek, cezalandırılır. Ki bu hatanın nedeni bizi kapana sıkıştıranın karşımızdaki zannedilmesi ile ortaya çıkar. Hal bu ki baştan beri tekrarladığımız gibi konu kendi zihnimizdeki tanımlamalarla ilgilidir.

Not: Bu cezalar ruhsal-fiziksel olabilir.

Böylece cehennemin küçük ölçekli bir benzeri sizin yaşamınız haline gelir.

ÇÖZÜM?

Öncelikle soru öyle sorulmaz: "Çözüm?"

Ne lan bu? Böyle sorulur.

Çözüm ise gayet basittir. Durumun "BU" olduğunu anlamak.

Yani sorunun nereden kaynaklandığını anlamak, sorunu çözmez daha da iyisini yapıp sorunu ortadan kaldırır. Zira bir "sorun" yoktur. Sadece hatalı tanımlama ve hatta tanımlamamadan doğan bir "YANLIŞ ANLAMA" vardır. Yanlış anlama giderilince sorun gider.

Zaten "hayatın anlamını" bir kenara bırakıp hayatı (varoluşu) anlamaya başladığımızda sorunlarımız yok olacaktır.

Hayatın Anlamına Hayır! Hayatı Anlamaya evet!
www.anti-hayatınanlamıcılar.com

SON SÖZ:

O kadar ölümden bahsedince "sonuç" yerine "son söz" daha uygun oldu di mi? Hişşş Juan! Di mi dedim!

Neyse... Juan uyuya dursun ben de son sözlerimi söyliyim konu hakkında.

İster duygusal ikili ilişki bazında, ister insanın varoluş karşısındaki pozisyonu bağlamında, ortaya çıkan tüm sorunlar; durumu anlama ve olduğu gibi kabullenme yoluyla çözümlenir.

Elbette ikili ilişkilerde her iki kişinin de bu olgunluğu göstermesi gerekir.

Kısacası burada okuduklarınızı aynen yapacaksınız, bitti gitti!

- The Love Son - Henrik Larsson.

20 Nisan 2010 Salı

Relationship Between Men and Chicks


Farklı cinsiyetlerden (çok da "farklı" olmasın) iki çocuk düşünün. Biri EVCİLİK oynamak isterken diğeri DOKTORCULUKta ısrar ediyor.

Birinin en sevdiği oyuncak bir araba iken öbürünün ki Barbi Bebek.

Şimdi bu çocukların büyüdüklerini hayal edelim. Biri doktor olmuş ve hep istediği arabayı almış. Diğeri de Barbi bebek kadar/gibi güzelleşip doktorla evlenmiş.

Peki sorun ne? Onları boşanmanın eşiğine getiren, ilişkilerindeki temel yanlışlık ne?

Erkek; tüm gün bir eli yağda, öbürüsü duruma göre burunda veya yüz derisini germekle meşgul olan bir estetik cerrahı. Karısının onu çok sıkboğaz etmesinden şikâyetçi.

Kadın; tüm gün bir eli Arzu`da öbürü Berk`de (çocukları) olan bir ev hanımı. Kocasının onu ihmal etmesinden bıkmış.

Sorun şu: İkisi de HAYVAN!

Üremeleri için onları bir araya getiren vücut kimyasalları azaldıkça, tekrardan insana dönüşen Dr. Jekyll ve Miss. Hyde ile karşı karşıyayız.

İflaslarını açıklayacağım "insani kurgular" bağlamında açıklayayım:

Irklara, dile, dine vs. dayalı tüm insani sınıflandırmaların düştükleri bir hata vardır. Bu "insanın" ne olduğu ve nasıl bu hale geldiği konusundaki cehaletten kaynaklanır.

Genel olarak hayatın ortaya çıkışı karşısında bu ayrımlar anlamsızlaşır. Kökenimizin ortak oluşu, birbirimizden "insan olma" bağlamında farkımız olmadığını gösterir.

Cinsiyete göre ayırmacada da böyledir. Her ne kadar "gerçek" görünse de özünde "deri rengi" kadar yüzeyseldir.

Şimdi başa dönelim. İnsan nedir?
Onu "ayıdan" ayıran nedir?
Ayının pençesiyle, insanınsa oltayla balık avlaması mı?
Yoksa ayının asla yapamayacağı bir eylemde mi aramalıyız farkı?

"BEN VARIM!" işte bu kadar basit. (Ve bir o kadara karmaşık?)

Varolduğunun bilincinde olmaktır, insan olmak. Ve bu şekilde tanımlanınca, kadın - erkek arasındaki ayrım kalkıyor. Çünkü "BEN VARIM!" demenin penislisi veya vajinalısı ("Vanilya" kelimesine ne de çok benziyor) yoktur.

Varoluş karşısında düştüğümüz pozisyon böylesine AYNI iken, yataktaki pozisyona göre bir AYRIM kurgulamak hatadır.

Toplumun dayattığı rollere, kurgulara göre kendini tanımlayanlar, HAYVANken çok mutludurlar. Çünkü bu kurgu-kurallar o yönümüzün davranışlarını düzenlemek için oluşturulmuşlardır.

NOT: Hayvanken`i tanımlarsak; ilgili vücut kimyasallarına uygun davranırken...

Ancaaak! Felsefi sorunlar, bizi insan yapan bilincimizin gündemine geldiğinde işler karışır. İlişkilerini değerlendirenler kendilerine sorar:
Kadın sorar: "Bu mu yaa?"
Erkek sorar: "Ne lan bu!?"

Çözüm ne?
Sizi tekrar "hayvan" yapacak vücut kimyasallarına sarılmak mı?
Aldatmak veya yeni bir çocuk yapmak mı?
Alış-veriş, çikolata, evlilik danışmanı?

Bunlar, kanser hastasının, morfin verildiğinde "iyileştiğini" sanmasındaki kadar boştur.

"KENDİNİ BİL!" demiş filozof. Ama ahlaki anlamda (oto kontrol) değil, felsefi anlamda.

O zaman tüm insani kurguların, fiziksel farklılıkların ötesini görebilirsiniz.

Gerçekte ilişki kurduğunuzun kim-ne olduğunu, kim-ne olmadığı fark ederek anlarsınız.

Karısının; kadın, anne, memeli, Müslüman, Kürt, ev hanımı olmadığını anlayan erkek...

Kocasının; erkek, baba, küçük memeli, ateist, Laz, işadamı olmadığını anlayan kadın...

Elbette ki tek taraflı olmaz. İkisinin de bu olgunluğa, bu dış görüye ulaşması gerekir.

Peki bu, işleri nasıl düzeltiyor?

O da sonra... Aaaaa! Elim yoruldu manyak!

- Devam edecek -


Next Episode: How Can We Stop Sinking of Our Relation Ship?

7 Nisan 2010 Çarşamba

Kızlarımızın Zıbın Paçozluğu


Bildiğiniz gibi zıbınlar var. Hatta zıbınlardaki zorlu lekeleri siz de bilirsiniz. Kızlarımızın bunu giymesindeki amaç, bildiğim kadarıyla, frikik vermeyi önlemek ve soğuktan korunmak. Bunlar bir insanın zıbın giymesi için yeterli sebepler. Ama geçen gün karşılaştığım manzara beni benden aldı ve başka diyarlara sürekledi adeta. Hanım kızımız düşmekte olan pantolonunu çekmeye çalışırken, bir yandan da hopluyordu. Zıbının çıt çıt adı verilen bölgesi açılmış ve arkasından bir kuyruk gibi sarkarken, ben ve çevremdeki tüm insanlar bu insanın baldır ve bacak nahiyesini görmekte zorlanmadık. Diyeceğim o ki, yapmayın. Bu gördüğüm ilk zıbın rezaleti değildi. Hergün onlarcası bunun gibi komik durumlara düşmekle kalmayıp, giymiş oldukları giysiyi de kullanım amacını saptırarak kullanıyorlar. Tahayyül etmenin dışında emin olduğum kadarıyla, bunlara evden çıkarken anaları babaları zorla zıbını giydiriyorlar. Bazı aileler için belirli namus simgeleri vardır. Bu da onlardan birisi. Ama sen zıbının üstüne ceket ve pantolonunu giyip evden çıkarsan olmaz o. Zaten insanın üzerine fit oturan birşey. Ablamızın göbeği var, sağdan soldan yağlar fışkırmış, badi niyetine zıbın giyerse ben de sinirlenirim tabi. İki tane çatal görmemi engellediği için böyle bir tespitte bulunmuyorum. Sanayi devrimiyle giysi devrimini birbirine karıştıran bir motor olmasına rağmen, sorduğun zaman "e hava soğuk işte, bi de götüm falan gözükmesin yani" diye cevap verenler olduğu içindir bu tespit. Amacın örtbas etmekse, örtbas ediceksin karşim. Göz zevkimi de bozmaya hakkın yok. Neyse uzatmıyorum daha fazla.


Sevgili izleğenlerim, her zamanki tarzımın dışına çıkmış olabilirim ama bazı konularda sinirliyim ve tepkimi doğal bir şekilde dile getirmek istedim. Bu arada 100. izcime çok büyümal bir ödülüm var. Kendisini work and travel ile amerikaya yollıcam. Hadi yine iyisiniz.


Dipses: Alttan çıtçıtlı body olarak da geçiyor farkındayım ama zıbın demesi ve yazması daha kolay olduğu için onu tercih ettim.

18 Mart 2010 Perşembe

Eurovision'a Katılmak Mecburi mi?


Merhaba sevgili okur. Öncelikle beni eurovision'a tamamen karşı çıkan, dik kafalı veya dick kafalı biri olarak görmenizi istemem. Hani bazı tiplerin, "ben şarkıların yarıştırılmasına karşıyım, çok gücüme gidiyoo." filan gibi söylemlerine katıldığımı söyleyemeyeceğim. O kadar da umrumda değil açıkçası. Hatta o saatte evdeysem izlerim bu yarışmayı, ülkemiz sahne aldığında da gururlanmak isterim. Gerçi bu duyguyu pek yaşayamadım ama olsundur. Bildiğiniz gibi eurovision şarkısı diye bir şey var. Bunun sebebi, belli bir süre orada kalacak olmanız ve bu süre zarfında insanları etkileyip birinci gelebilmek adına popüler ve olabildiğine gaz şarkılar yapmaktan ileri gelir. Bu sene katılacak olan maNga adlı grup da bunu elinden geldiğince yapmaya çalışmış. Şimdi gelin şarkılarını beraber inceleyelim!

Öncelikle bu şarkıyı Oslo'da dinleyecek olan insanlara sabır ve metanet diliyorum, fazla metanet göstermeyin; metan gazı filan allah korusun. Sözleri kült şarkılardan mix edilmiş, tam da olması gerektiği gibi bir manga ve eurovision şarkısı ile karşı karşıyayız. Daha iyisini bekliyor olup da hayal kırıklığına uğrayanlara buradan bir taraflarımla gülmekteyim. Bildiğiniz ve sağda solda ukalalık yaparak birbirinize söylediğiniz gibi manga, linkin park adı verilen bir grup yaşam formunun Türkiye versiyonudur. Ama bu sefer bunu bile beceremeyerek; distortion'ı, gaz bir eurovision şarkısı, başlığı altına giremeyecek kadar saftorozca kullanmışlar. Sertab Erener yaptı, biz neden yapamayalım diye düşünerek de sözlerini ingilizce salık vermişler. Şarkının Türkiye'ye ait olduğu anlaşılsın diye de siktiriboktan türk ezgilerini eklemeyi unutmamışlar. (türk ezgileri siktiriboktan değildir ama onların kullandıkları öyle.) Amaaa, tüm bunlar demek olmuyor ki, bu şarkı dereceye giremez. Söz konusu şarkı tam olarak yurovijın adlı şarkı yarışmasına uygun nitelikte, bak-kal bir şarkı. Mtv'de yeterince reklamı yapılırsa dereceye girmesi işten bile değil. Nihayetinde kendileri ülkemizi temsil etmekte ve bu yüzden* başarılar dilemekteyim.


Güleç kalın.

*yalandan da olsa

18 Şubat 2010 Perşembe

Rock Müzik Hayranı Çocuk Annesini "13" Parçaya Ayırdı!

Dehşet olay Bursa'da gerçekleşti! Annesiyle uzun zamandır geçinemeyen 17 yaşındaki genç, önce internette "annemi nasıl öldürsem aga ya?" anketi açtı, sonra da çok rağbet gören "boğ hacı" şıkkını uygulamaya koydu.

Bu illet evlatla ilgili en ilgi çekici özellik ise kendisinin rock müzik hayranı olmasıydı! Babasının evi terkedip Belçika'ya kaçması kimin umurunda, çocuk rock müzik dinliyordu diyorum size! Rock aleminde "gay metal" grubu olarak bilinen HIM'in vokalisti ibneler ibnesi Ville Valo'nun hayranı olduğu öğrenilen genç, idolü gibi siyah ojeler sürüyordu, hatta saçını kırmızıya bile boyatmıştı (bilgi: Ville Valo'nun saçı siyahtır). Diğer bir ayrıntı ise, HIM'in logosunun pentagram içinde bir kalp olmasıydı (kendileri "aşk metali" diye bi zırvalığın temsilcileridir de). Pentagram'ın insanlık tarihinin en eski simgelerinden biri olması, hemen hemen tüm eski uygarlıklarda önemli bir yeri olması, asıl simgelediği şeyin Tanrıça Venüs olması, doğurganlığı sembolize etmesi, Okültlerden Paganlara kadar pek çok inancın sembollerinden olması kimin umrunda, Pentagram, satanizm simgesi Baphomet'le karıştırılıyor mu, karıştırılıyor. O zaman bu çocuk kesin satanist! Neden? Çünkü bu çocuk rock müzik dinliyor!

Hayır hayır, çocuğun henüz 17 yaşında olması ve ergenlik dönemini atlatamamasının da cinayette bi rolü olduğunu sanmıyorum. Hele cahillik, eğitimsiz bir aileden gelme gibi etmenlerin hiçbir önemi yok. Aile içi iletişimsizlik, 2 ablanın ODTÜ'de okurken çocuğun lisede 2 kez sınıfta kalıp atılmasının getirdiği eziklik, bunalım gibi şeyler de olsa olsa ufak detaylar olur ancak. Bu olayda tek suçlu rock müziktir. Çünkü rock müzik şeytancıdır. Size ananızı babanızı bile kestirirler. Tüm rock ve metal müzik dinleyenleri satanisttir, şeytana tapar, kedi kanı yıllarlar. Saçlarını uzatan, küpe müpe takan, kısaca diğerlerinden farklı gözüken bu beyinleri kıt, muhtemelen uyuşturucu kullanan vahşi embesillerden uzak durulması, ama yine de fırsatı bulunduğunda köşede kıstırılıp ALLAH AŞKINA hunharca katledilmesi tavsiye edilir.

Eğer siz de ananızı babanızı kesmek istemiyorsanız, bu leş müzikten uzak durun.

deepest note: çalınt.

Related Posts with Thumbnails